• Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
  • LinkedIn Sosyal Simge
logo-s.jpg

Bl.Uzm. Merve Yılmaz ile Söyleşi

Yazan: Dr. Erkut Bil

Çocuklarımız, geleceğimizi oluşturacak ve hayallerimizi gerçeğe dönüştürecek yegane varlıklarımız. İlginçtir ki, bizler onları bu dünyaya getirmekte araç vazifesi görürken, gerçekleştirmeyi istediğimiz geleceği onlarla inşa etme gayreti içerisine girişiyoruz. Bu sebeple, iyi bir eğitim vermeye, biraz da kendi istediğimiz şekilde yetiştirmeye gayret ediyoruz. Bu eğitim sürecinde de etkili yollardan birisi çocuk hikayeleri. Çocuklara okutulan hikayelerin, aslında bizim hayal ettiğimiz geleceğe yönelik veriler taşıdığını söylemek sanırım yanlış olmaz.  

16-17.jpg
BEBE KAPAK SMALL-1.png

Ben bir çocuk hikayesi uzmanı değilim. O yüzden şimdiden ahkam kesme gibi bir niyetim olmadığını söylemek istiyorum ancak tabi ki biraz da bilgim yok değil. Bildiğim en iddialı şey, çocuk hikayelerinin pek de doğru yazılmadığı ve önüne gelenin bu işi üstlendiği. Oysa bu çok hassas bir konu. İçinde çocuk psikolojisi, edebiyat, drama ve yazarlık gibi uzmanlık alanı gerektiren bu alanda konu çocuklar ve geleceğimiz olunca, durum oldukça ciddiye alınmalı gibi geliyor. 

Pek çok çocuk hikaye kitaplarında şiddet, cinsiyet ayrımcılığı, konuşma ve yazma bozuklukları olduğu açıkça görülmekte. Geleceği inşa ederken yanlış temeller üzerine bunu oluşturmak ise resmen intihar etmek gibi. 

Bebe kitabını elime aldığımda, öncelikle kendime sordum. Ben bir baba olsaydım, bu kitabı çocuğuma okutur muydum? Cevabım evet oldu. Nedenine gelince; öncelikle kitabın bir misyonu var. Bu misyon, çocuğun dünyaya nasıl geldiğini resimlerle anlatmak. Çocukların bu dünyaya gelişlerini merakla büyüklerine çokça sorduğu, genelde ise büyüklerin bu sorulara abuk sabuk ve cahilce (en eğitimlilerin bile) yanıtlar vermesiyle birlikte, dünyaya geliş fenomeninin çocukta tabu haline gelmesi ve hatta içten içe daha fazla merak uyandırarak sapıkça cevap arama yoluna gidildiği aşikarken, bu kitap işte bu soruya çok da güzel bir yanıt veriyor. Ayrıca, içerisinde belki çocuk için biraz ağır gelebilecek felsefi tanımlamalar olsa da çocuğun bunu anlaması değil, bir subliminal kodlama olarak beynin çalışan arka tarafında yer alması hedeflenmiş diye düşünüyorum. Zamanı gelince bunlar, çocuğun ileri zamanlarında düşünsel olarak kullanabileceği kavramlar olacak. Lafı uzatmayıp, Sürekliöğren olarak bilim uzmanı Merve Yılmaz ile yazdığı çocuk kitabı "Bebe" hakkında konuşalım. 

bebe.jpeg

Sürekliöğren: Merve, öncelikle bu güzel kitap için tebrik ediyorum. İlk önce sürekliöğren takipçilerine kendini tanıtabilir misin?

Merve: Tabi ki. Teşekkür ediyorum ben de size. Uşak Üniversitesi Türkçe Öğretmenliğini bitirdim. Ardından Pamukkale Üniversitesi Türkçe Eğitimi Anabilim dalında tezli yüksek lisans yaptım. Sonrasında Ankara Üniversitesi Türkçe Eğitimi Doktora programına başladım. Çocuk edebiyatı alanında gerek yüksek lisans gerekse doktora düzeyinde çok sayıda ders aldım. Ulusal ve uluslararası dergilerde makaleler ve eleştirilerim yayımlandı, ayrıca bildirilerim sunuldu. Şimdi İstanbul Aydın Üniversites'nde araştırma görevlisi olarak görev yapmaktayım. 

meee.jpg

Sürekliöğren: Çocuk hikayelerine ilgin ne zaman başladı?

Merve: Sınıfta okumayı ilk söken ben olmuştum. Sonra da deli gibi okumaya başladım. Sayfalarını karıştırdığım, resimlerine baktığım o kitaplardaki gizemli semboller çözülmüştü artık. Zincirlerinden kurtulmuş biri gibi koşuyordum adeta okurken. Dolayısıyla çocuk öyküleriyle karşılaşmam ilk kez çocukluğumda gerçekleşti. Cin Ali’lerle başlayan bu serüven Ayşegül serisiyle devam etti ve daha pek çok kitap… Babamın, “Sana kitap yetiştiremiyorum.” deyişini anımsıyorum. Ancak ne yazık ki, o dönemlerde çocuk edebiyatı diye ayrı bir uzmanlaşma sahası yoktu ve hem öğretmenler hem de veliler son derece bilinçsizdi. “Oku da ne okursan oku.” gibi korkunç tümceler kurulurdu. Bu, elbette çocuğun okumasına teşvik için söylenmiş iyi niyetli bir tümce olsa da asla gerçekleştirilmemesi gereken bir yargı çünkü şuanda bile piyasada son derece niteliksiz ve hatta çocuklar için yazıldığı söylenen kitaplar var. O zamanlarda bu durum çok daha kötüydü. Yetişkin olduktan sonra çocuk edebiyatı dersiyle ilk kez yüksek lisansta karşılaştım ancak bu alanda farkındalığımın oluşmasını ve uzmanlaşmamı sağlayan şey Ankara Üniversitesinde doktora yapmam oldu. Bu noktada, bana katkılarından dolayı başta hocam Prof. Dr. Sedat Sever’e ve Prof. Dr. Canan Aslan’a teşekkürlerimi sunarım. Bu alanda akademik bilgiye sahip olmak, ebette yazınsal bir yaratı ortaya koyabileceğiniz anlamına gelmiyor. Edebi yazma eylemi başlı başına bir beceri ve çalışma ürünü. Yazmaya merakım, yönelimim hep vardı ne ki Bebe dışında bir akademik bir de şiir kitabım var. Ben de bu beceriyi, bilimsellikle harmanlayarak ortaya bir şey çıkarmak istedim. Umarım okurları da sever, beğenir.

Sürekliöğren: Hikayeler çocuklar için yararlı mı? Neden?

Merve: Nitelikli bir çocuk edebiyatı yapıtının kuşkusuz çocuk okura pek çok katkısı var. Bu; öykü, roman, şiir… herhangi bir tür olabilir. Çocuk edebiyatının görevi asla bir şeyler öğretmek olamaz, olursa o yapıt edebiyat ürünü olmaz; ders kitabı olur. Bu anlamda, öykü gibi edebi türlerde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, kitabın didaktik olmamasıdır. Toplumda, özellikle veliler ve öğretmenlerde bu biçimde oluşmuş yanlış bir algı var: “Çocuğa yararlı kitap ona bir şeyler öğreten kitaptır.” Bu, bütünüyle yanlış bir düşünce. Nitelikli çocuk edebiyatı yapıtı, çocuğa bir şey öğretmeye kalkmaz; ona bir şeyleri sezdirir, duyumsatır ve onların farkında olmasını sağlar. Nedir peki bu bir şeyler dediğimiz? Toplumun içinde yer alan herhangi bir şey ve duyarlı davranmamızı gerektiren konular. Örneğin; savaşlar, mülteci sorunu, çevre kirliliği, engelli bireyler, toplumsal eşitsizlik, çevreye saygı, ölüm, doğum vb… daha birçok konu korkusuzca çocuk edebiyatının alanına girebilmelidir. Önemli olan nokta şu; bu konular, çocuğa görelik ilkesine göre ve çocuk okura bir şeyler öğretmeye kalkışmadan ele alınmalı. Eğer, böyle olursa bir çocuk için yaşama yönelik duyarlık geliştirme bağlamında edebiyattan daha yararlı bir araç olamaz.

30-31.jpg
merve.jpg

Sürekliöğren: Bu alandaki tehlikeler nelerdir?

Merve: Alandaki en büyük tehlike, çocuk edebiyatı yapıtlarının ortaya çıkışını kolay zannetmek ve böylelikle herkesin çocuk kitabı yazmaya kalkması. Üstelik bu yazılan kitapların denetimsizce, ücreti karşılığında, basılıp dağıtıldığını düşünürsek kitaplıklarda ne denli niteliksiz çocuk kitabı olduğunu anlamış oluruz. Bu alandaki tehlikelerden biri bu. Bir diğeri, bu kitapların dil, din, ırk, düşünce vb. gibi konularda propaganda yapması yani çocuk okura belli bir düşünüşü ya da inanışı dayatması. Özellikle, belirtmek isterim ki, bu düşünce ya da inanç sistemlerinin sağı solu, muhafazakârı ya da anti muhafazakârı yok hiçbir dayatma çocuk edebiyatında kabul edilemez.

WhatsApp Image 2019-12-21 at 14.57.11.jp

Sürekliöğren: Çocuk hikaye kitaplarında amaç nedir?

Merve: Çocuk öykülerinde amaç, biraz önce de belirttiğim gibi düşünce dayatma biçiminde çok farklı ve tehlikeli olabilir ancak nitelikli bir çocuk edebiyatı dendiğinde amaç, kesinlikle okura; yaşamı, insanı, toplumu, toplumun değerlerini, erdem ve iyiliği duyumsatmak olmalıdır.

Sürekliöğren: Bir hikaye kitabı eğlendirici mi olmalıdır yoksa öğretici mi?

Merve: Gerçi bu soruya biraz önce cevap vermiş oldum. Çocuk öyküleri kesinlikle ilk önce çocuğun ilgisini çeken, onu eğlendirebilecek, çocuğun düş ve duygu dünyasına seslenebilecek, onun oyun gereksinimlerine karşılık verebilecek nitelikte olmalıdır. Çocuk için, oyun ve eğlence her zaman ilk plandadır dolayısıyla bir çocuk kitabı eğlenceli olmalıdır. Bu eğlencenin yanı sıra, çocuk kitapları/öyküleri didaktik (öğretici) biçimde olmadan bazı bilgileri kurgu yoluyla aktarabilir. Ama unutulmaması gereken önemli bir nokta: çocuk edebiyatı yapıtları bir şey öğretmek zorunda değildir!

Sürekliöğren: Bebe bize neyi anlatmaktadır?

Merve: Bebe’nin geniş olay çerçevesi, rahme düşüş ve dünyaya geliş. Bu yolculukta, Bebe’nin başına gelenler, onun düşünceleri, duyguları, merakları, korkuları, heyecanları kitabın konusunu oluşturuyor. Bu kitabın temelleri aslında korku teması üzerine Ferit Avcı’nın yürüttüğü bir öykü yazma atölyesinde atıldı. Bebe’nin anne karnında kendini güvenli hissetmesi ve bilmediği o dış dünyaya çıkma korkusu kitabın ana duygusuydu. Ferit Avcı öyküyü, öyküdeki merak öğesini çok beğendi ve kitaplaşması gerektiğini söyledi. Konu, belleğimde iki üç yıl kadar demlendi ve sonunda yazıya döküldü. Çocuk öyküsü yazmak kolaydır, yargısına karşılık bu azımsanmayacak zamanı ayrıca vurgulamak isterim. 

01 2.jpg
10-11.jpg

Sürekliöğren: Bebe hikayesinde felsefi yaklaşımları kullanmaktaki amacın nedir?

Merve: Bebe, varoluşçuluk felsefesiyle doğrudan bağlantılı. Benliğini tanımaya çalışan Bebe, nereden geldiğini daha önce ne olduğunu anlamaya çalışıyor ve bu yönüyle de enkarnasyonun da alanına girmekte ancak ben öyküye başlarken de öykünün devamında da bu düşünceyi felsefik boyutta değerlendirerek ele almadım. Demem o ki, öykü bu düşünceye hizmet etmek için yola çıkmadı, kendiliğinden gelişti. Ancak kitabın bu felsefi boyutu, okurun sormasına, sorgulamasına ve bu sorulara yanıt aramak için harekete geçmesine neden olabilirse ne mutlu bana. Belki, alanda uzman hocalarımızdan biri, kitabı bu yönüyle ele alıştırıp incelerse öykünün özünde bizim farkında olmadığımız daha pek çok şey çıkabilir.

Sürekliöğren: Sürekliöğren için zaman ayırıp söyleşi yaptığın için teşekkür ediyoruz. Takipçilerimiz eminim büyük bir zevkle okuyacaklar. 

Merve: Ben de çok teşekkür ediyorum böyle bir fırsatı edindiğim için. Tüm takipçilere selam ve sevgilerimi yolluyorum.