• Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
  • LinkedIn Sosyal Simge
logo-s.jpg

Kitap mı? Offfffff

Yazan: Al.Uzm. Merve Yılmaz

“Kitap okumayı sevmiyorum.” diyor çocuk. Haklı. “Bu çocuk kitap okumuyor.” diye şikayet ediyor veli. Haklı. Belli başlı yayınevlerinin kitapları dışında kitaplar satılmıyor diyor yayıncılar ve kitabevleri. Onlar da haklı. Peki, bunca haklının arasında kim haksız? Ya da bu kısır döngünün içinde birileri haksız olmak zorunda mı? Gelin bu soruların yanıtlarını genelinde okuma kültürü, özelinde ise çocuk yazını kapsamında arayalım.

kim haklı.png

Soruların yanıtları üzerine kafa yormaya son sorudan başlamak istiyorum. Belli başlı isimlerin ve yayınevlerinin kitapları dışında kalan kitaplar neden üvey evlat muamelesi görüyor?  Diyelim ki siz dün gece bir rüya gördünüz ve bu rüyadan çok etkilendiniz. Sabah oturup gördüklerinizi kaleme aldınız. Dilerseniz bu karalamalarınızı 1000 tl vererek kitap olarak bastırabilirsiniz. Üstelik bastırdığınız bu kitap, dağıtım ağlarınca da yurtiçi ve yurtdışına satılacaktır. Emin olun, bu bir şaka değil, gerçek. Elbette okurlar kitap seçerken zamanını ve parasını boşa harcamamak için nitelikli kitapları tercih edeceklerdir ki olması gereken de budur. Ancak, yalnızca “bilindik” oldukları için yazar/şairlerin ya da yayınevlerinin her kitabı nitelikli midir? Ne yazık ki, bu soruya evet yanıtını veremiyoruz. Çünkü sırf “Nasılsa ne yazsam satılıyor.” düşüncesiyle hareket etmeye başlamış yazarlarımızın kaleminden çıkan ve zaman kaybı ile sonuçlanan kitaplar da yok değil.  Öte yandan, isimsiz ancak yetenekli bir yazar/şairin de adı sanı duyulmuş yayınevlerine girebilmesi de pek olanaklı değil. Özellikle son zamlardan sonra artan kağıt ve matbaa masrafı buna daha da neden oldu. İsimsiz bir yazar/şairin kitabının ücretsiz basılması ancak bir yarışmada birinci olabilmesiyle olanaklı hale geldi ki yarışmada yer alan jürilerin; kimi zaman birinci olan dosyadan haberdar bile olmadıklarını itiraf edip jüri üyeliğinden çekilmeleriyle bu yarışmaların da ülkenin genelinde virüs gibi yayılmış olan yandaşçılık politikasıyla işlediğini göstermektedir. Tablo acı değil mi? Şimdi tekrar soralım, yayıncılık düzeninde kim haksız?

kitap oku.jpg

Gelelim, çocuğu kitap okumadığı için şikayet eden veliye. Peki, sevgili anne-baba sen kitap okuyor musun? Hayır. O zaman çocuktan neden bekliyorsun? Bir veli toplantısında velilerime, “Evinizde her gün en az yarım saat hep birlikte kitap okuyun. Televizyonu kapatın. Güzel bir klasik müzik açın. Okumanız bittiğinde kitapla ilgili yorumlarınızı paylaşın. Böylelikle hem ailecek bir etkinlik yapmış olursunuz hem de çocuğunuza (hani şu çok istediğiniz) kitap okuma alışkanlığını edindirirsiniz.” dedim. Velinin biri “Hocam bir iki gün biz beraber okusak da daha sonraları kendi okusa olmaz mı ?” dedi. Güler misin ağlar mısın? Daha toplantıda benimle pazarlık yapan bir veliden söz ediyoruz. Aynı veli, evladım kitap okumuyor, diye ağlanıyor.

Yapmayın kıymetli veliler, etmeyin. Ne kendinizi ne evladınızı ne de öğretmeni bu şekilde kandıramazsınız. Evlatlarımızın iyi birer birey olmasını istiyorsak ilk önce kendi hal ve hareketlerimize dikkat etmek zorundayız. Ancak yetişkinler, ah bu yetişkinler hep bunu yapıyor: “Kendilerinin yapmadıkları ne varsa zorla ve baskıyla çocuğa yaptırmak istiyorlar.” Fakat gelin görün ki zorla güzellik olmuyor. Şimdi bir daha düşünelim sevgili veli, “Çocuğum kitap okumuyor.” derken haklısınız evet. Peki, sizce kim haksız?

Son olarak, kitap okumayı sevmeyen çocuklardan söz edelim. Bu tamamıyla bir niteliksiz çocuk yazını sorunu. Bebeklik döneminden başlayarak, çocukları nitelikli kitaplarla buluşturmazsak çocukta bir okuma kültürü gelişmez ve kitaba karşı olumsuz bir önyargı gelişir. 2019 yılının sonlarına geldiğimiz şu süreçte MEB, halen bin yıl önce yazılmış, çocuğa göre olmayan, çocuk gerçekliğine seslenmeyen, çocuğun gereksinimlerine yanıt vermeyen 100 Temel Eser’i zorla okutuyor. Bu adı geçen serinin içinde yer alan çoğu kitabın, çocuğa uygun olmadığı akademisyenlerce defalarca vurgulanmasına rağmen, MEB ısrarla aynı hatayı sürdürüyor. Bir kez daha YÖK ve MEB’in birbirinden bağımsız çalıştığını ne yazık ki görüyoruz. Unutmamak gerekir ki bilim insanlarının yaptığı çalışmaları, MEB dikkate almazsa ülkede eğitimde gelişmeden söz edilemez.

sevmeyen.jpg
sevmez.jpg

MEB’in dayatmalarını bir kenara bırakalım. 100 Temel Eser’in dışında da piyasada çocuk kitabı adı altında pek çok kalitesiz ürün satılıyor. Öyle ki bu ürünler (kitap demiyorum!); “çocuğum kitap okumuyor” diye hayıflanmak yerine “iyi ki de okumuyor” dedirtiyor.  Nitelikli çocuk kitabı nedir, nasıl olmalıdır?  sorusunun çok uzun yanıtları var. Bu nedenle, bu yazımda bu konulara değinmeyeceğim fakat niteliksiz kitap nedir? Çok kısa bir iki tümce ile belirtmek isterim: (dış özelliklerinden – matbaa- bağımsız) içerik olarak kötü bir çocuk kitabı; dil, din, ırk ayrımı yapar. Evrensel değerlere saygılı değildir. Herhangi bir ideolojinin ya da bir inancın dayatmasını yapar; bu, çok açık seçik olmasa bile bunu hissettirir. Çocuk okurun oyun, merak, eğlence gibi gereksinmelerine yanıt vermez. Çocukların anlayamayacağı yığınla sözcük barındırır, vb…. ve bu kitapları çocuklar okumak istemez ve okumamakta da son derece haklılar

Bir eğitim-öğretim yılının başında, edebiyat öğretmeni olan bir velim bana “Hocam, ben bu çocuğa kitap okutamıyorum. Ne yapmalı?” demişti. Senenin sonunda aynı veli “Hocam, şaştım kaldım kızıma artık kitap yetiştiremiyorum. Masraflı da oluyor ama yine de çok teşekkür ederim. Sihir gibi bir şey bu.” dedi. Evet, nitelikli çocuk kitapları sihir gibidir. Çocuğa bir kez dokundu mu belleğini, düşlerini, duygu ve isteklerini olgunlaştırır, güzelleştirir. Sanırım buradaki “Kim haksız?” sorusunun yanıtı da belleğinizde belirdi. Bırakalım artık haklıyı haksızı da üzerimize düşeni yapmaya başlayalım ne dersiniz?