• Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
  • LinkedIn Sosyal Simge
logo-s.jpg

Ey Mutluluk Neredesin?

Yazan: Dr. Erkut Bil

Mutluluğun peşinden mi koşalım? Yoksa bekleyelim o mu bize gelsin? Bunu anlayabilmenin bence en iyi yolu, deneyip görmek. Kimseye, şu ya da bu doğrudur diyemem, cevabı sizin bulmanız daha doğru olur. Benim fikrimi merak ediyorsanız, mutluluğun peşinden çok da fazla koşulmamasını düşünüyorum. O, elde edilebilecek değil, ele geçecek bir şey. Aslında bunu ben de yeni yeni keşfetmeye başlıyorum. Beklentilerimizi ne kadar düşük tutarsak, minimal bir hayat yaşamaya başlarsak, hayattan da daha fazla zevk almaya başlıyoruz. Bunun nedeni, sahip olduklarımızın az olması.

mutluluk.jpg

Bir çocuk olduğumuzu hayal edelim. Her gün anne ve babamızın yeni bir oyuncak aldığını varsayalım. Bir gün önceki oyuncağımızın, bizim gözümüzde artık bir değeri kalır mı? Eşyanın tabiatı gereği kalmaz. Yeni olana daha bir merakla sarılır, o oyuncağı keşfetmeye başlarız. Bütün ilgi, anne ve babamızın aldığı yeni oyuncağa kayar. Gelin şimdi de oyuncak sayımızın bir ya da iki olduğunu düşünelim. Anne ve babamızın bize ancak çok özel günlerde yeni bir hediye aldığını varsayalım. Sahip olduğumuz o bir ya da iki oyuncağı korumak, özenle onları yerlerine kaldırmak, gözümüz gibi bakmak istemez miyiz? İşte o yüzden, sahip olduğumuz tek bir hayata da sıkıca sarılırız. Biliriz ki en ufak bir yanlış, bizim varlığımızı bu dünyadan silip götürür. Bilgisayar oyunlarında ise sekiz canımızın yedisini umarsızca harcayabiliriz, o kalan son can ise oyuna daha dikkat kesilmemizi sağlar. Oysa etrafımıza baktığımızda, aynı bize çocukken sunulan bir sürü oyuncağın alışkanlığıyla dünyayı fethetme, ele geçirme sevdamız başlar. Bunun mutluluğa yolculuk olduğunu düşünürüz. Gözden kaçırdığımız bir şey vardır oysa. Biz daha fazlasına sahip oldukça, birileri daha azına ve yokluğa doğru sürüklenmektedir. Her şımarıkça arzumuz, dünyamızda bir başkasının açlıkla mücadele etmesine sebep olur.

açlık.jpg

Bu dünyada ne kadar mutlu olabilirim ki? Güzel bir hayat için çoğumuzun kriterleri olan iyi bir aile, eş, arkadaş çevresi, yeteri kadar para, zevkle yapılan bir iş bile gerçek mutluluk için yeterli midir? Hayır,  bence değil. Daha fazlasını istediğim için mi? Tam tersine. Bütün bunların bir tanesine bile sahip olamayan pek çok insanın bu dünyayı bizimle paylaştığını bilerek mutlu olabilmek mümkün mü sizce? Kendi yağımızda kavrulurken, evimiz dediğimiz dünyamızda açlıktan uyuyamayan, düzgün bir yatakta yatamayan, yeteri kadar beslenemeyen insanların var olmasına nasıl izin verebiliriz? Evinizin bir odasını bir başkasıyla paylaştığınızı düşünelim. Siz akşam yemek masasında karnınızı doyururken, onun aç bir halde yatağına gittiğini, sizin gibi rahat bir yatakta yatamadığını varsayalım. Gerçekten uyuyabilir misiniz? İşte durum aynı, hiçbir farkı yok aslında. Ha ev, ha dünya. Aynı gezegeni, yani evimizi paylaşıyoruz. Pek çok insan işsizlikten kıvranırken, üzerine giyecek giysi bulamazken, biz nasıl olurda giysi dolabımıza on altıncı gömleği almaya kalkışabiliriz? Böylesine bir yaşam gerçekten bizi mutlu mu ediyor?

tüketim.jpg

Kendimce en azından yapabileceğim bir şey olduğunu düşünüyorum. Daha azıyla yaşamak… Daha fazla ile mutlu olmaya çalışıp bir türlü ulaşamamaktansa, daha azıyla yetinip dengeye ulaşmayı denemek. En azından, imkanları olmayan insanlara haksızlık etmemeye çalışmak. Eskiyen giysilerimizi paylaşmaya gayret etmek. Harcamalarımızı azaltarak, yardım istemeyi bile kendine yakıştıramayanlara biraz daha yardım elini uzatmak. Onlara para vermekten söz etmiyorum. Sadaka da değil. Eğer çalışanlarımız varsa onlara daha iyi maaş imkanı sağlayabilmek ya da arada sırada erzak desteği sunmaktan bahsediyorum. Dengenin, bizi ve dünyamızı iyileştireceğine gönülden inanıyorum. Dengeyi bir bulabilsek, işte o zaman dünya yaşanabilir bir yer haline gelecek ve mutluluk doğal olarak bizlere kendini gösterecek.

Mutluluğa koşup onu yakalayamamaktansa, bekleyip onun beni bulmasını tercih ediyorum tabi ki bunu hak edecek bir yaşam tarzını uygulamaya başlayarak.