Elinizdeki Küçük Sihirli Kutu

Yazan: Dr. Erkut Bil

alaiddin.jpg

Yıllar önce, çocukluğumuzda bize hikayeler anlatılırdı. Bunlardan en başta gelenlerinden birisi Alaaddin’in Sihirli Lambasıdır hatırlarsanız. Bu lambayı ovalayınca istekleriniz karşılanır, tüm dilekleriniz gerçekleşirdi. Tabi ki belli bir yere kadar. Ne isterseniz gerçekleşecekti ama sadece üç hakkınız vardı. Alaaddin bile eski kafalıymış anlayacağınız. Tüketim çılgınlığının bu kadar arttığı bir zaman diliminde yaşamadığı, zaten istekleri kısıtlamasından belli değil mi? Üç de neymiş? İnsanın doyumsuzluğu karşısında sadece üç istek sunan Alaaddin’in devri çoktan geçti. O’nun yerine sınırsız seçenek sunan Bill Gates, Zuckerberg gibi isimler, Alaaddin’in görevini bıraktığı yerden almış gözüküyorlar. Devir öyle çılgın bir hale geldi ki, ihtiyacımız olmasa bile almaya devam eder olduk. Almak, tıka basa doldurmak, almak, harcamak, puan kazanmak, puanları harcamak, indirim fırsatlarından yararlanmak, sırf indirim var diye bir ürünü satın almak…

tüketim1.jpg

Çin’de gerçekleşen virüs vak'ası sonrasında insanların marketlerde birbirlerini nasıl ezdiğini gördük. Büyük bir trajedi… İnsanların böyle durumlarda iç güdüsel olarak birbirlerini ezmeye ve saf dışı etmeye çalışmaları bir derece anlaşılabilse de, ortada yokluk ve savaş yokken, tam tersine yeni bir ürün satışa sunulacak diye kapıda bekleyip, birbirlerini ezercesine mağazaya giren ve ortalığı savaş alanına çeviren insanlara ne demeli? Alaaddin’in elinde tuttuğu lamba, yerini milyonlarca Alaaddin yarattıkları ve ellerimize verdikleri, sınırsız isteğimizi gerçekleştiren cep telefonlarına dönüştü. Cebinizdeki bu kutular sanmayın ki o kadar masum ve sizin hayatınızı kolaylaştırmaya yönelik. Eğer iş çığırından çıkarsa bu kutular yaşamınızı azaba çevirebilirler. Dakikada bir gelen bildirimler, sms mesajları, görüntülü aramalar, e postalar, sosyal medyalarda akan gönderiler, bunların hepsi hem sağlığımıza fiziksel olarak kastediyorlar, hem de ruhsal olarak bizi hayattan koparıyorlar.

bildirim.jpg

İletişim çağının ortaya çıkardığı bu fırsatlar, belki bizim yepyeni bilgilere ulaşmamızı ve öğrenmemize yol açsa da, acaba gerçekten ne kadar kendimizi geliştirebiliyoruz? Ne kadar amacına yönelik kullanabiliyoruz bu araçları. Sürekli öğrenmenin şart olduğu günümüzde, sayısız eğitim siteleri ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar buradan ucuz eğitimler satın alarak evlerinde yeni meslekler edinebilme şansına sahip oluyorlar. Bir yandan da bu siteler, sizin açlığınızı keşfedip bir sürü benzer ve iştah açıcı eğitimler de sunuyorlar. Eğitimi bile ihtiyaçtan çıkarıp arzulanan meta haline getiriyorlar. Siz okuyucularım üzerinden yaptığım bir araştırmaya göre, web sitesini ve yazıları %80 oranında ceplerinizdeki kutucuklardan takip ediyorsunuz. Elimizde hissettiğimiz gazetelerden, cepteki gazetelere hızla yaşanan bir geçiş… İnanılmaz geliyor hala daha bana. Bir toplantıda yaklaşık 25 sayfalık bir proje taslağının çıktısını dosyaya koyup bana ileten üniversite öğrencileri, benden özür dilediler. Nedeni, pdf olarak iletmemeleriydi. Benim çıktıdan okumak istemeyebileceğimi düşünmüşler. Onlara bakarak gülümsedim. Ben pdf değil aksine elimde hissedebileceğim şekilde okumayı seven birisiyim, diye ekledim. Onlar ise çıktı olarak basmanın doğaya zarar verdiğini, bu yüzden üzüntü duyduklarını eklediler. Ne kadar ironik değil mi? Dünya’nın şu anda içine edilirken gençler tam tersi eylem tarzını gerçekleştirmeye çalışmaktalar. Acaba bir umut var mı? Bundan bir iki nesil sonra doğa odaklı bir yaşam tarzı mı dayatılmaya çalışılacak yoksa bu gençler iş hayatlarına başladıklarında ve bazı statülere eriştiklerinde sistemin adamı mı olacaklar?

Acaba yaratıcılığın doruk noktası yaptığı, teknolojinin inanılmaz hızda yaşandığı bu dönem bir geçiş mi? Bir süre sonra insanlık bilinçlenerek daha farklı mı kullanacak sahip olduğu araçlarını? İnsanlığın henüz hazım aşamasında olabileceğini söylemek mümkün. Bir zaman sonra cebimizdeki kutucuklar (tabi hala onlar varlığını sürdürürlerse) amacına yönelik kullanılabilecek mi? Vahşi tüketim çılgınlığı var oldukça bu biraz zor ama gene çare insanda. Doğanın bir parçası olan insan, kaos teorisindeki gibi kaosdan düzene, düzenden kaosa doğal olarak geçiş yapacak. En azından bunu umut etmek, gerçekleşebilmesi için inanmak ve çaba harcamak…