• Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
  • LinkedIn Sosyal Simge
logo-s.jpg

Uzaylılar Dünyamızda

Yazan: Dr. Erkut Bil

İnsanın sahip olduğu merak duygusu, daha doğrusu çoğu insanın merak duygusu, dünyanın gelişmesinde, kendini keşfetmesinde çok etkili bir özelliktir. Neredeyse hepimiz bu dünyada ne işimizin olduğunu düşünür dururuz. Çoğumuz Tanrı ile ilgili fikirler yürütürüz. Görmediğimiz ama inandığımız pek çok kavram, inanç sistemi, kutsal değerler vardır. Nefes alırız ama bunu göremeyiz. Bilimsel olarak kanıtlanmadan önce bile, bizi yaşatanın nefes alıp verirken soluduğumuz hava olduğundan emindik. Antik çağ öncesinden bu yana bizi yaratan bir Tanrı’nın varlığına inandık. O’nun ne tür bir şey olduğunu, şeklini, şekilsizliğini, niteliğini bilmesek de bizi koruyan ve kollayan bir varlıktır o. İnançlarımız sadece Tanrı ile sınırlı değildir. Yüzlerini görmesek ya da varlıklarını hissetmesek bile yüzyıllar boyunca uzaylılara inanıp, kendimize sorular sorduk. Özellikle son zamanlarda bu merak konusu iyice ayyuka çıktı. Bunda televizyon ve sinema sektörü, internet medyası, uzay bilimindeki sözüm ona gelişmeler, akıl almaz olayların ifşası büyük bir rol oynadı.

uzaylı Uzay gemisi

Kaçırdığımız bir nokta var oysaki. Uzaylılar hep bizimleydi. Eğer onları dünya dışı varlıklar olarak nitelendirirsek bu sonuca çok rahat varabileceğimizi düşünüyorum.

 

Uzaylılar=Dünya Dışı Varlıklar

Bizimle senelerdir hatta yüzyıllardır iç içeymişler, haberimiz yokmuş. İşi gücü evinde yemek yapıp, akşam kocasını karşılayan, halı sahada top koşturan, kahvede pişpirik atan, hiçbir paylaşımın olmadığı sofralarda yemek yiyen, bir çay demleyip televizyon karşısına geçerek beyin yıkayan programları seyreden, hayatında okuduğu tek roman çizgi roman olan, eline aldığında hemen spor sayfasını açarak gazete okuduğunu sanan, hayatının çoğunu başkalarını çekiştirerek dedikodu yapan birisi bu dünyaya aittir denebilir mi? Soru sormak ve sorgulamak gibi eylemlere yabancı, anti tez üretemeyen, aile büyüklerini eleştirmesi haddine olmayan, aklı fikri pembe dizi seyredip yemek programıyla kendisini geliştirdiğini sanan bir insan uzaylı değildir de nedir? Bu dünyaya katkı sunmadığı gibi, onu anlamak için en ufak bir çaba bile sarf etmeyen birisi dünyalı mıdır?

dedikodu.jpg

Yeni bir ev aldığınızda bile içeri girip odaları dolaşır, keşfe çıkarsınız öyle değil mi? Dünya’mız bizim evimiz değil mi? Neden bu kadar yabancılaşıyorsunuz yaşadığınız yere? Neden bu gezegenin de bir yaşayan varlık olabileceğini ve sizden beklentilere sahip bulunabileceğini göz ardı ediyorsunuz? Neden bu dünyada işiniz gücünüz sadece tüketmekten ibaret? Gidin uzaylılar… Gidin neresiyse vatanınız oraya gidin ve bırakın dünyada dünyalılar yaşasın. Yüzyıllardır evimizin güzelliğini bozmak bir yana, bunu çocuklarınıza da öğrettiniz. Ya gidin bu dünyadan ya da dünyaya ait olmayı öğrenin. 

uzaylı.jpg

Uzaylılardan falan ne korktuğum var ne de gelip gelmeyecekleri beni ilgilendiriyor. Esas korkum içimizdeki uzaylılar. İşte onların yaptıkları ortada. Teknoloji, refah, zenginlik, para, konfor, daha fazla mutluluk, güç, liderlik, yayılma gibi kavramlarla yüzyıllardır oynayarak doğayı da parçalayan, zenginlikte sonu olmayan yolculuklara çıkan, bencilleşen, daha fazla mutluluk için mutsuzlaşan, gücün uyuşturucu etkisine kendisini kaptıran bir insanlıkla karşı karşıyayız. Anne ve babanıza, anneannenize ve dedenize gidip sorun. “Sizin zamanınızda nasıldı ilişkiler? Komşuluk? Paylaşım? Doğa? Meyveler ve sebzeler? İmkanlar?" Onların anlattıklarıyla bugünü karşılaştırın. Nasıl da toplumsal çürümüşlüğün pençesine düştüğümüzü göreceksiniz. Sonra oturup bir karar verin. Hangi tarafı seçmek istediğinizin kararı olsun bu. Uzaylı mı dünyalı mı?