• Facebook
  • Instagram
  • Pinterest
  • LinkedIn Sosyal Simge
logo-s.jpg

Yaratmak mı Yıkmak mı?

Yazan: Dr.Erkut Bil

Bir süredir kafamı kurcalayan bir mesele var. Son zamanların popüler ifadesi olan “yaratıcılık”, hem iş dünyasının içinde hem de eğitimde çokça duyduğumuz bir terim olarak karşımıza çıkmıyor mu? Evet çıkıyor dediğinizi duyar gibiyim. Yaratım denince, aslında bunun kökeninde tanrıya ulaşmak mümkün öyle değil mi? Daha sonra evrenin, dünyanın ve doğanın yaratılması, sonrasında ise insan denen canlının varolmasıyla birlikte gözle gördüğümüz ve görmediğimiz herşey akla geliyor. En azından bizim şimdiye kadar bildiğimiz varoluş hikayesi bu şekilde.

yaratmak.jpg

Özellikle kapitalist ekonomilerde tüketimin neredeyse anlık gerçekleştiği ve insanların herhangi bir üründen ya da hizmetten çok çabuk sıkılabildiği bu dönemde yaratıcılık önem kazanıyor. Bir düşünün en son aldığınız oturma grubunu mesela. Anne ve babalarımız evlendikleri zaman edindikleri eşyaları hala daha kullanmıyorlar mı? Pek çoğu yüzünü değiştirip değiştirip kullanıyor sanki yeni bir ürün almış gibi. Ama yeni nesilde durum farklı. Tabi burada yumurta tavuk hikayesi ortaya çıkıyor. Eskiden evladiyelik diye tabir edilen eşyalar üretilirken, şimdi durum kullan at şekline dönüştüğü için yeni nesilin de yapacağı pek bir şey yok gibi.

Hızla değişen piyasalarda doğal olarak şirketler, üreticiler, eğlence ve sanat sektörü “daha farklı ne ortaya koyabiliriz” sorusunun cevabını aramaya başladılar. Dikkat ettiyseniz geçmişte iki elin parmak sayısını geçmeyecek müzik türlerine şimdilerde pek çok yenisi eklenmiş bulunuyor. Spotify denen şarkı kütüphanesini açıp bakmanız yeterli. Yeni nesil bunlara hakim iken bir X kuşağı olarak tanımlanan ben kendimi biraz geride kalmış gibi hissediyorum. Tabi ki her gelişmeyi takip etmek günümüzde mümkün olmasa da güncel kalmak ve en azından kendi uzmanlık alanında neler olup bittiğini takip etmek bir zorunluluk. Arkana bak, yeni nesil koşarak geliyor.

y generation.jpg

Alanda rekabet etmek, bilgi bombardımanında işine yarayacakları alıp kullanmaktan ve çoklu araçlardan yararlanmaktan geçiyor. Gel gör ki bilgi o kadar fazlalaştı ve çabuk ulaşılır oldu ki, içinde kaybolmak ve hatta yok olmak da mümkün hale geldi. Yok olmak da nerden çıktı diyebilirsiniz. Eğer bilgiye aç ve de yeni alanlara meraklı iseniz, umarsızca edindiğiniz eğitimler sizi bir süre sonra uzayda kendi halinde savrulan bir insan haline sokabilir. Bilginin cazibesi sizi işte böyle kötü yola da düşürebilir. O yüzden bilgi yönetimini öğrenmeniz gerekiyor. Başka bir deyişle, kendinizi biraz kısıtlarla, çerçevelerle daraltmanız.

Eğitim sektörüne bir bakalım mesela. Bundan 30 sene önce okullarda yaratıcılık ile ilgili hatırı sayılır ders ya da ödev, söylem yokken, birden bire hızlı bir şekilde kendine yer edinmesi bir tesadüf mü? Eğitimin amaçlarından biri de toplumun ihtiyaçlarını karşılamak değil mi? Toplumun ihtiyacı olan iş gücünün ve zihniyetin yetiştirilmesi eğitim ve öğretimden (aslında bunu kullanmak daha doğru olur) geçiyorsa okullarda bu kadar üstüne basa basa yaratıcılık odaklı programların oluşturulması da doğal olarak akla yatkın. Bir yandan yaratırken diğer yandan da yıktığımızın da farkındayızdır umarım. Her yaratım bir öncekini de ortadan kaldırıyor (ya da etkisini zayıflatıyor). Yeni bir araba modeli, bir öncekinin değerini düşürüyor. Akıllı bir telefon tuşlu telefonları çöpe yolluyor.  Yeni bir elbise modası kendinden öncekileri daha az tercih edilir kılıyor. Teknoloji alanında da tabi ki bu durum aynı. Yeni uygulamalar her zaman için daha etkili ve ilgi çekici oluyor.

Merak ettiğim kısaca şu: Yaratmaya bu kadar odaklanmışken, yıktıklarımıza da bakıyor muyuz? Mesela doğaya yaptıklarımız. Kaybolan türler, yakılan ormanlar, yitip giden su kaynakları, organik meyve ve sebzeler. Tüm hayatımız yavaş yavaş doğallıktan uzaklaşırken yaratmanın ne kadar önemi var açıkçası düşünmeden edemiyorum. Yıktıklarımızla yüzleşemeden yeni şeyler yaratmamızın da anlamını ve değerini ölçemiyorum. Ortadan kaldırdıklarımız, tadına bakmadan çöpe yolladığımız, şımarıkça hareketlerimizle kendimize, dünyamıza ve çevremize verdiğimiz zararlar… Yaratmak/yıkmak oranı var mı çok merak ediyorum. Ne kadar yaratırken aynı zamanda da yıkıyoruz? Kafanızın rahat olduğu bir gün belirleyin ve bu oran (yaratmak/yıkmak) sizde ne durumda bir bakın. Ama unutmayın ki, yarattığımız oranda da yıkımı engelliyemiyoruz, işte bu konuda ne yapabiliriz?